[ Bu haber 13.06.2016’da Gürkan Özturan tarafından kaleme alınmış olup Agos Gazetesinden alınmıştır ]

Avrupa Komisyonu, küresel faaliyet gösteren internet şirketleriyle birlikte çevrimiçi nefret söylemi ve saldırganlıkla mücadeleye karşı bir protokol hazırladı. Fakat sosyal medyada nefret söylemine karşı mücadele hala bazı sorunlarla karşı karşıya.

Sosyal medyada kullanıcılar tarafından şikayet edilen, nefret yayan ve şiddete teşvik eden içeriklerle daha etkin bir biçimde mücadele edilmesi adına Avrupa Komisyonu, 2015 yılı IT Forum sonunda bir süreç başlatmıştı. Avrupa Komisyonu öncülüğünde başlayan görüşmeler, genellikle ABD merkezli teknoloji şirketleri ve AB üye devlet temsilcilerini bir araya getirmişti.

Görüşmelerin ardından varılan protokolle, Facebook, Twitter, Google ve Microsoft’un da aralarında bulunduğu şirketlerin, nefret söylemi içeren bir paylaşımın yayına girmesinin ardından 24 saat içinde netice getirecek şekilde harekete geçmesi ilkesini getirildi. Avrupa Komisyonu ve şirketlerin hazırladığı, 31 Mayıs’ta açıklanan protokolde  “çevrimiçi aracılar ve sosyal medya tarafından süratle incelenen içerik, geçerli uyarı gelmesi üzerine uygun zaman diliminde harekete geçer” söylemi öne çıkıyor.

Daha öncesinde bazı sosyal medya mecralarının girişimlerde bulunarak çeşitli sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte nefret söylemine karşı anlaşmalar imzalaması, bu yönde bir hareketlilik sağlasa da başarıya ulaşmamıştı. Bunun yanı sıra, ifade özgürlüğü odaklı paydaşların bir kısmı da görüşmelerin son halini olumlu bulmayarak görüşmeleri terk ettiler.

Nefret söylemi içeren tartışmalı içeriklerle ilgili şirketlerin mahkeme kararı ya da yasal bağlayıcılığı olan bir sözleşme olmaksızın ne kadar adım atacağı ayrı bir soru olarak duruyor.

Şirketler samimi mi?

Twitter’ın Avrupa kamu politikaları yöneticisi Karen White açıklamasında, ifade özgürlüğü ve şiddete çağrının farklı olduğunu, twitter’in genel akışına kısıtlama olmaksızın izin verileceğini bildirdi. Bununla birlikte aynı şirketin farklı ülkelerde  buzlama, bölgesel engelleme gibi yerele uygun sansür mekanizmaları uyguladığı bilinen bir gerçek. Öte yandan, geçtiğimiz aylarda çeşitli sosyal medya mecralarında ırkçı, homofobik ve antisemit içerikler nedeniyle açılan davalar olmuş, davalı içeriğin kaldırılması ortalama 15 günü bulmuştu.

Her gün binlerce içeriğe dair şikayetlerin toplandığı Facebook’ta ise, küresel politika yöneticisi Monika Bickert, Facebook üzerinde nefret söylemine yer olmadığını söyledi. Çoğu zaman etnik ve dini temelli nefret içeriklerinin silinmediği, ırkçı sayfaların yayınını sürdürdüğü mecrada protokole dair böylesi olumlu yorumların olması dikkat çekici. Dünya üzerindeki en büyük medya ağı olan sosyal medya mecralarının nefret söylemine karşı ‘yavaş’ önlemler alması bir milyardan fazla insana ulaşması mümkün olan nefret söylemi barındıran içerikler açısından sakıncalı görülmüştü.

STK’lar protokolü eleştirdi

Avrupa ve dünya çapında faaliyet gösteren EDRI ve Access Now, yürüttükleri çalışmaların varılan protokolde etkili olmaması üzerine görüşmelerden ayrıldılar. Kuruluşlar, nefret söylemiyle mücadelenin yalnızca birkaç şirketle yapılan anlaşmayla değil, açık toplumsal tartışmalar neticesinde gerçekleşeceğini ve her adımın şeffaf bir şekilde atılması gerektiğini ifade ediyor. Kuruluşların yazılı açıklaması ayrıca bu tür bir protokolün, şirketlere yasalar-üstü bir sorumluluk yükleyerek, taraflı ve kötü niyetle kullanılmasına, ifade hürriyetinin pazarlık konusu olmasına ve farklı toplulukların ifade hürriyetlerinin sınırlanmasına neden olabileceğine de dikkat çekiyor.

STK’ların açıklamasında, hukukun üstünlüğü ilkesine bağlı toplumlarda, şirketlere yasa koruyuculuğu yetkisinin verilemeyeceği, adaletin yasa uygulayıcılar tarafından sağlanması gerektiğini, şirketlerin en iyi ihtimalle kolaylaştırıcı ve yardımcı olabileceği bildiriliyor.

STK’lara göre, şirketlerin eline nefret söylemiyle mücadele adına verilen içerik kaldırma yetkisi, çeşitli grupların ifade hürriyetlerinin kısıtlama ya da hükümetlerle pazarlık maddesi haline gelebilme riski taşıyor. Bununla birlikte şirketler şikayet konusu nefret söylemini yasalara göre değil, kendi işleyiş kurallarına göre yargılayacak ve durumun mahkemeye taşınması durumunda kanıt kalmamış olacak. Protokol, nefret söylemine dikkat çekmesi bakımından önemli olmakla birlikte, hem EDRI ve Access Now tarafından yayınlanan bildirilerde bahsedilen meseleler, hem de şirketlerin aşırılık içeren içeriği kaldırmadığı durumlarda yaptırıma uğramayacak olması, protokolün eksiklikler barındırdığı anlamına geliyor.